Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Sabır ve Şükrü

Hz.Peygamber (s.a.v)'e şu yeryüzünde hiç bir insana nasip olmayan çok büyük başarılar nasip olmuştu. Buna rağmen sözkonusu başarılar, onun gönül aynasına hiçbir zaman övünme ve gurur olarak yansımadı.

Hristiyan dininde olan Adî bin Hâtem et-Tâi, Hz.Peygamber (s.a.v) hakkında duyduklarından dolayı, onun bir hükümdar mı yoksa bir peygamber mi olduğu hususunda tereddüd etmişti. Kabilesinden bir heyeti yanına alarak Hz.Peygamber (s.a.v)'in huzuruna vardığında tam o sırada çaresiz bir kadın bir dileğinden dolayı oraya geldi ve kalabalıktan biraz çıkarak kendisini dinlemesini istedi. Allah Resulü hemen ayağa kalktı ve kadın sözünü bitirip kendi isteğiyle oradan ayrılıncaya kadar sokak başında ayakta durdu. Bu manzarayı gören Adî şöyle der:

"O'nun bu yumuşakbaşlılığını ve alçak gönüllülüğünü gördükten sonra kesinlikle inandım ki, şüphesiz o bir peygamberdir, hükümdar değildir." (Siret-i İbn Hişam)

Fethedilen yerlere giderken dünyanın her muzaffer komutanının başı gururla yükselir. Ama Mekke ve Hayber fatihi böyle bir zafer durumunda bile dua ve niyazlarla başını Allah'ın huzurunda yerlere eğerek şehre girdi. İbn-i İshâk Hz.Peygamber (s.a.v)'in Mekke'nin fethi sırasında Zituvâ denilen yere ulaştığında, Allah'ın kendisine fethi nasip ettiğini görünce devesi üzerinde secdeye kapandığını şu sözlerle rivayet etmiştir:

"Hz.Peygamber (s.a.v) Zituvâ ya ulaştığında Allah'ın kendisine fethi nasip ettiğini görünce bineği üzerinde secde yapmak için derlenip toparlandı ve başını secde için eğdi. Başını o derece eğmişti ki, alnı neredeyse mahfenin tahtasına değecekti." (Siret-i İbn Hişam)

Hz.Peygamber (s.a.v) çok ibadet eder, tesbih ve tehlil okurdu. Bazı sahabiler: "Ey Allah Resulü! Allah senin gelmiş ve geçmiş tüm günahlarını bağışladığı halde, neden bu kadar çok ibadet ediyorsun?" dediklerinde Hz.Peygamber (s.a.v): "Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" veciz sözüyle karşılık veriyordu. (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Dünya ehli bilgili insanlar elde ettikleri her başarıyı kendi güçlerine, kendi akıl ve yeteneklerine, kendi kudretlerine atfederler. Fakat Allah'a yakın olanlar böyle düşünmeyi Allah'a isyan kabul ederler. Çünkü onlar, insanı başarıya götüren her harekette Allah'ın herşeye hakim olan kudretinin rol oynadığını bilirler. Sahabe efendilerimiz bu gerçeğin kainatın efendisinde yansımasını şu şekilde belirtmişlerdi:

"Hz.Peygamber (s.a.v) ne zaman sevinçli bir haber alsa, hemen secdeye kapanırdı." (İbn Mace)

Hz.Sa'd diyor ki: "Mekke'den Medine'ye gidiyorduk. Hz.Peygamber (s.a.v) Zürâre denilen yerde devesinden indi. Ellerini kaldırarak uzun süre dua etti, sonra secdeye kapandı ve uzun süre bu şekilde kaldı. Sonra başını kaldırarak her zaman yaptığı gibi ellerini uzatarak dua etti. Daha sonra yine secdeye kapandı. Arkasından secdeden kalkarak boynu bükük, huşu içinde duaya başladı. Arkasından alnını yine toprağa koydu. Bu dua ve secdelerden sonra ashabına:

"Ümmetimin bağışlanması için Allah'tan dilekte bulundum, dileğimin bir bölümü kabul edildi. Şükür secdesi yaptım. Daha fazla istekte bulundum. Allah onu da kabul buyurdu ve arkasından da şükür için yine secdeye kapandım." (Ahmed bin Hanbel, Ebu Davud)

Allah Teâlâ Duhâ suresinde Hz.Peygamber (s.a.v)'in bu niteliğini şöyle açıklamıştır:

"Kuşluk vaktine andolsun, karanlık iyice çöktüğü zaman geceye andolsun. Rabbin seni terketmedi ve darılmadı da. Şüphesiz senin için son olan, ilk olandan -ahiret, dünyadan- daha hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen de hoşnut kalacaksın. Sen bir yetim iken seni bulup barındırmadı mı? Seni yol bilmez iken doğru yola iletmedi mi? Bir yoksul olarak bulup ta zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetimi üzme, isteyip dileyeni de azarlayıp çıkışma. Rabbinin nimetini durmaksızın anlat." (Duha; 1-11)

Hz.Peygamber (s.a.v)'in hayatının her harfi, ömrü boyunca bu ilahi buyruğu nasıl eksiksiz yaşadığına ve onları nasıl uyguladığına şahittir. Hz.Peygamber (s.a.v) felaket ve hezimetler karşısında sabreder, buna karşılık bir nimet ve ilahi lutfa erdiğinde şükrederdi. Hz.Peygamber (s.a.v) birbirine zıt bu iki niteliğin ikisine birden sahipti. Ve ikisini birden yaşadığını fiilen göstermiştir.

16/9/2009 | Kategori: Peygamber Efendimiz _s_a_v_in hayati | Yorum (yok) | Yorum Yaz

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Konukseverliği

Hz.Peygamber (s.a.v)'in bizzat kendisi misafirlerle uğraşmış, onlara ikramda bulunmuştur. Şu veya bu şekilde gelen hiç kimse yedirilip içirilmeden geri dönmemiştir. Habeş heyeti gelince onları bizzat kendi evine misafir etti ve doğrudan doğruya kendisi onlara hizmet etti. (eş-Şifa)

Bazen öyle olurdu ki misafir geldiğinde evde ne varsa ikram edilir, ev halkının hepsi aç kalırdı. (Ahmed bin Hanbel)

Allah Resulü gece arasıra kalkar, misafirini kontrol eder, bir ihtiyacı olup olmadığına bakardı. (Buhari)

Suffe ashabından Ebu Hureyre, kendi açlık ve yoksulluğunu anlatarak şöyle demiştir:

"Bir gün açlıktan bîtab düşmüş halde herkesin gelip geçtiği bir yere oturdum. Oradan Hz.Ebubekir geçti. Aslında açlık halimi arzederek bana birşeyler ikram etmesini umarak ona Kur'an'ı Kerim'in bir ayetini sordum. Fakat soruma cevap vermekle birlikte halimi anlamamıştı. Hz.Ömer'e de aynı şeyi yaptım, o da Hz.Ebubekir gibi durumumu anlamadı ve gitti. Sonra Hz.Peygamber (s.a.v) geçti. Bana baktı ve tebessüm ederek: "Benimle gel!" buyurdu. Birlikte evine vardığımda bir bakraç su getirdi ve "Git, suffe ashabını çağır gelsinler." buyurdu. Gidip onları çağırdım. Hepsi gelince Hz.Peygamber (s.a.v) hepsine teker teker içirmem için bakracı bana verdi." (Tirmizi)

Hz.Peygamber (s.a.v)'in evinde ancak dört kişi tarafından taşınılabilecek büyüklükte bir kazan vardı. Öğle yemeği vakti gelince bu kazan getirilir, suffe ashabı onun çevresine dizilerek Hz.Peygamber (s.a.v)'le birlikte ondan yerlerdi. Bazen o kadar kalabalık olurdu ki, Hz.Peygamber (s.a.v) oturmaya yer bulamayıp çömelirdi. (Ebu Davud)

Mikdad şöyle anlatmıştır: "Benimle kalan iki arkadaşımla açlıktan öyle perişan olurduk ki, bir gün şiddetli açlıktan dolayı gözlerimiz görmez olmuştu. Birçok kişiye başvurarak bizi doyurmalarını rica ettik. Fakat hiç kimse ricamızı kabul etmedi. Sonunda Hz.Peygamber (s.a.v)'e gittik ve durumumuzu anlattık. Bizi alıp evine götürdü. Üç keçiyi gösterdi. "Bunların sütüyle karnınızı doyurun." buyurdu. Biz de keçileri sağarak hissemize düşen sütü içip karnımızı doyurduk. (Müslim)

15/9/2009 | Kategori: Peygamber Efendimiz _s_a_v_in hayati | Yorum (yok) | Yorum Yaz

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Hediyeleşmesi

Hz.Peygamber (s.a.v) dost ve arkadaşlarının hediyelerini kabul ederdi. Hatta bu hediyeleri sevgi ve muhabbetin artmasına bir vesile ve sebep bilirdi. Nitekim bir gün şöyle buyurdu:

"Birbirinize hediye verin de aranızda sevgi ve muhabbet doğsun." (İmam Malik)

Bir gün bir kadın Hz.Peygamber (s.a.v)'e gömleklik bir bez hediye etti. Allah Resulü onu aldı. Hemen arkasından bir kişi gelip istedi. Hz.Peygamber (s.a.v) onu hemen o adama verdi. (Buhari)

Hz.Peygamber (s.a.v) hediyelerini kabul ettiği kimselere mutlaka karşılık olarak kendisi de birşeyler gönderir ve ikramda bulunurdu.

Komşularına ve çevresindeki insanların evlerine de hediyeler gönderirdi. Suffe ashabı çok kere Hz.Peygamber (s.a.v)'in hediyelerine nail olurdu.

15/9/2009 | Kategori: Peygamber Efendimiz _s_a_v_in hayati | Yorum (yok) | Yorum Yaz

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Övünmeyi Sevmemesi

Hz.Peygamber (s.a.v), içten gelerek dahi olsa bir insanı yüzüne karşı övmeyi sevmezdi. Bir gün mübarek huzurunda bir şahsın adı geçti. Orada bulunanlardan biri onu çok övdü. Bunun üzerine "Arkadaşının boynunu kestin" buyurdu ve bu sözü bir kaç kere tekrarladı. Sonra: "Eğer birini övmek durumunda kalırsan, "Benim kanaatim böyle, de!" buyurdu. (Tirmizi)

Bir gün adamın biri, bir yöneticiyi övüyordu. Mikdâd da oradaydı. Yerdeb toprak alarak onun yüzüne serpti ve: "Hz.Peygamber (s.a.v), insanları aşırı övenlerin yüzüne toprak serpin." buyurdu, dedi.

Bir keresinde Hz.Peygamber (s.a.v) mescide geldi, orada bir kişinin namaz kıldığını gördü. Mihcen es-Sekafî'ye "Bu kim?" diye sordu. Mihcen onun adını söyledi ve çok övdü. Bunun üzerine Hz.Peygamber (s.a.v): "Bak, o bunu duymasın, yoksa mahvolur." Yani kalbinde böbürlenme ve gururlanma meydana gelir. Bu da onun manen mahvolmasına sebep olur, buyurdu. (Tirmizi)

15/9/2009 | Kategori: Peygamber Efendimiz _s_a_v_in hayati | Yorum (yok) | Yorum Yaz

Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in Herkese Eşit Davranması

Hz.Peygamber (s.a.v)'in gözünde büyük-küçük, köle-efendi herkes eşitti.

Mahzûm kabilesinden bir kadın hırsızlık suçundan yakalandı. Allah Resulü (s.a.v) Üsâme bin Zeyd'i çok severdi. İnsanlar onu şefaatçi ve aracı kılarak Allah Resulüne gönderdiler. Hz.Peygamber (s.a.v) Üsâme'ye : "Ey Üsâme, Allah'ın belirlediği cezalar için mi aracılık ediyorsun?" buyurdu. Sonra insanları toplayarak şöyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetler, önemli adamlar suç işledikleri zaman bağıladıkları ve basit insanlar suç işledikleri zaman cezalandırdıkları için helak oldular. Allah'a yemin ederim ki, eğer Muhammed'in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim." buyurdu. (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Bedir Savaşında diğer esirler ile birlikte amcası Abbas'daesir edilip getirilmişti. Esirler fidye parası vermeleri karşılığında serbest bırakılıyordu. Bazı iyi niyetli ensar, Abbas'ın Hz.Peygamber (s.a.v)e akrabalığından dolayı: "Ey Allah Resulü! İzin verin de amcanız Abbas'ın fidyesini bağışlayalım." dediler. Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v): "Hayır, bir dirhem dahi bağışlamayın." buyurdu. (Buhari)

Kendisine gelen hediyeleri topluluk arasında dağıtırken sağ eliyle dağıtmaya başlar ve bu dağıtımda zengin-fakir, büyük-küçük herkesi eşit tutardı.

Bir gün sahabe-i kiram, Hz.Peygamber (s.a.v)'in huzurunda toplanmış oturuyorlardı. Tesadüfen sağ tarafından çok küçük yaşta olan Abdullah bin Abbas oturuyor, sol tarafta anlı-şanlı büyük sahabeler oturuyordu. Bir yerden süt geldi. Allah Resulü biraz içtikten sonra Abdullah bin Abbas'a verdi. Büyük sahabeyi gözeterek sağ taraftan vermeyi bırakmamıştı. Sonuçta topluluktakilere ancak sırası geldikçe süt verildi. (Buhari)

Kureyş kabilesi kendi üstünlüğünü iddia ederek Müzdelife'de kalır, diğer Arap kabileleriyle birlikte Arafat'a çıkmazdı. Ama Hz.Peygamber (s.a.v) bu ayrıcalığı asla kabul etmedi. Peygamber olarak gönderilmeden önce de peygamber olarak gönderildikten sonra da daima gelen insanlarla birlikte oturup kalkardı. Bunun dışında Arafat ya da Müzdelife'de kendisi için özel bir yer ayrılmasına ve bilhassa kendi için orada bir gölgelik yapılmasına razı olmadı. Sahabe-i kiram kendisine böyle bir teklif getirdiklerinde: "Kim önce gelirse o oturur." buyurdu. (Ahmed bin Hanbel)

Sahabe-i kiram topluca bir iş yaparken Hz.Peygamber (s.a.v) onlara katılır ve normal bir işçi gibi o da iş yapardı. Medine'ye geldikten sonra ilk yapılan iş, peygamber mescidinin inşa edilmesiydi. O mübarek mescidin inşasına diğer sahabe gibi Hz.Peygamber (s.a.v)'in kendisi de doğrudan katılmıştı. Mübarek elleriyle kerpiçleri yüklenip getiriyordu. Sahabe-i kiram: "Canımız Sana feda olsun ey Allah'ın resulü, niçin zahmet buyuruyorsunuz. Biz yaparız." diyorlardı. Ama o, kendi görevinden vazgeçmiyordu. (Buhari)

Hendek Savaşı sırasında bütün sahabe-i kiram Medine'nin etrafına hendek kazıyorlardı. Hz.Peygamber (s.a.v)'de basit bir işçi gibi çalışıyordu. Öyle içten ve hızlı çalışıyordu ki, her tarafı toz toprak içinde kalmıştı. (Buhari)

Bedir Savaşında askerlerin binekleri çok azdı. Üç kişiye bir binek düşüyor, herkes sırası geldikçe biniyordu. Hz.Peygamber (s.a.v)de herkes gibi bir deveye başka iki kişiyle birlikte nöbetleşerek biniyordu. Sahabe fedâkarlık yaparak sıralarını veriyor ve: "Ey Allah Resulü siz binmeye devam edin, sizin yerinize biz yürürüz." diyorlardı.

Buna karşılık Hz.Peygamber (s.a.v) "Ne siz benden daha fazla yaya yürüyebilirsiniz, ne de ben sizden daha az sevaba muhtacım." buyurdu. (Ahmed bin Hanbel)

15/9/2009 | Kategori: Peygamber Efendimiz _s_a_v_in hayati | Yorum (yok) | Yorum Yaz

<Önceki Yazılar |